ati/amd her ne boksa işte, bir daha ekran kartlarınızla, yongalarınızla işim olmaz. Ulan adamların her şeyi bana zarar be.

System logları, hata mesajları filan olmadan bir linux sorunu nasıl çözülür ondan bahsedeyim:


Ubuntu 10.04'ü bir türlü kuramayınca (boot sırasında hiç bir sistem mesajı filan göremeden ekran kararıyordu), eski dost archlinux'e koştum. Cd'den install sorunsuz oldu, ama sistemi update edince ubuntudaki sorunun aynısını yaşadım.

Evet, şimdiye kadar elimizde olan parametreler neler?
"new kernel update boot black screen"
Eh geçmiş sorunları da göz önünde bulundurursak "radeon ati" keywordlerini de ekledik mi karşımızda :

radeon.modeset=0
ati için KMS'yi kapatıyor.

Ayrıca klavye çalışmıyorsa:

i8042.nopnp=1 i8042.dumbkbd=1

Şarap Şisesi

yey -> bildiğin sarhoş. Sendeliyo, delik cebinden bozuk para düşüyo onları alırken kendi düşüyo filan...
yigiter -> alkolün etkisinde ama sarhoş değil. Ben sarhoş değilim. De ği lim.

İTÜ'de konser alanından ayrılıp, metro durağına yakın bir çıkışına doğru yürünmektedir.
"bitiremedin o şarabı da ya" der yey.
yigiter "yok içimiyecem daha" der ve  son bir yudum alır. Şişeyi yey'e verir.
Yürürken son kalan yudumları da tüketip şişeyi boşaltan yey, İTÜ'nün gereksiz büyük kampüsünde çöp bulamaz maslak metro durağına olan yolculukta şişeyi hala yanında taşımaktadır.
Metro girişinde şimdi, üzerinde "Güvenlik" yazıyo diye kendini ahlak bekçisi olarak gören bir tip boş şarap şisesinden sorun çıkartır diye düşünen yigiter kaldırıma park etmiş bir arabanın önü ve elektirik direği arasına şişenin koyulmasını önerir.
Gösterdiği yer o kadar mükemmeldir ki anlatamam yani. Araba sahibi de dahil olmak üzerere hiç bir insana sorun çıkarmayacak, ve ertesi gün temizlik görevlilerinin kesinlikle görebileceği evren üzerindeki tek noktadır.
Ama sarhoş yey bunu kendine dert eder. "Ha ha bana sarhoş diyorsunuz bir de, adam ayık ben sarhoşum ama ben bunun kaldırıma koyulmayacağını biliyorum, ha ben sarhoşum ha...."
Duraksamanın nedeni şişenin yey'in elinden düşüp kaldırımın ortasında kırılmasıdır.
Bar kavgasındaymışçasına dibi kırılmış şişe ile metroya girilir. Çöp kutusuna atılır.
Yey bu olayı unutmamak için telefonuna not alır ama yine de unutur (yani unutmuştur bence, bu yazıyı görünce hatırlar tabi, o ayrı)

Bu yazı tamamen tarafsızır. Ben yigiter değilim, valla.

Comma da tırt olmuş ya.
Ytsejam çalan bi grup vardı, güzel geldi o an. Ama bundan önce ne çaldılar hiç dikkat etmemişim.

Star wars

Az önce çok pis bir aydınlanma anı yaşadım.
Star Wars'daki Droid robotları varya, bir tabur halinde ciyuv ciyuv diye ateş edip sürekli ıskalama başarısı gösteren. Saçma gelirdi bana robotların bu kadar salak olması. Sonuçda böyle bir teknolojinin attığını vurması gerekir.
Okulda robot, pic filan uğraşınca biraz, bunların aslında ne kadar mal olabileceğini anladım. George Lucas bunu çok önceden görmüş.

Dipnot: (Blade Runner) Ne lan o öyle, insan ile robot ayırt edilemiyormuş. Ne saçma şey lan. O kadar akıllı robot mu olur?

Şampiyonların Kahvaltısı - Kurt Vonnegut

Breakfast of Champions
Kurt Vonnegut

Bütün kitap kısa parçalar halinde neredeyse düşünce akışı şeklinde denilebilecek bir şekilde yazılmış. Konu ile alakalı veya alakasız bilgileri, ve düşünceleri, sanki geçmişte dünyanın nasıl bir yer olduğunu bir çocuğa veya bir uzaylıya anlatır gibi atlaya atlaya veriyor. Okuması çok zevkli ve az önce kurmaya çalıştığım cümlenin anlaşılmazlığı aksine tahmin edebileceğinizden çok daha kolay takip edilebilir (Usta bir yazar ile mühendis farkı bu gibi noktalarda ortaya çıkıyor galiba).

Ana hikaye kimsenin okumadığı 2000'den fazla bilim-kurgu hikayesi olan Kilgore Trout ve araba satıcısı Dwayne Hover etrafında geçiyor. Kilgore Trout bir sanat festivali için davet alır ve Dwayne'in yaşadığı şehre doğru yola çıkar. Kitap boyunca Dwayne'i delirmesine neden olacak bu karşılaşmayı ve yaşanacak "yıkıcı" olayları bekleriz...

Kurt Vonnegut bilim kurgu yazarıdır denir. Ama uzay gemileri veya ışınlanmadan çok olayların arkasındaki gerçeklik hakkında yazar (Evet bu kitapta başka yerde göremeyeceğiniz kadar uçuk kaçık fikirler de var, ama bunlar Vonnegut'un değil Trout'un kaleminden çıkma :) ). Onun özelliği sosyal eleştirileridir.

Artık her karakterime eşit değer vereceğim. Biri diğerinden daha önemli olmayacak der. Düşünce akışı şeklinde yazım da buradan gelir. Bir konudan bahsederken karşılaşılan başka bir karakterden bahseder. Her erkek karakterin penis boyunu ve genişliğini, ve kadınların bel ve göğüs ölçülerini öğreniriz (Bu önemli aslında insanların düşünce ve davranışları ile seks hayatları arasında bağ filan diye saçmalıyacam şimdi...).

Neyse böyle karmaşık bir kitabı anlatabilecek kapasitede bir adam değilim zaten, bir kaç alıntı yapıp neden bu kitabı bu kadar sevdiğimi göstermeye çalışayım:

Kilgore Trout'un Bill adında bir papağanı vardı...
...Dwayne köpeğine sevgiden bahsederken, Trout bıyık altından gülerek dünyanın sonu hakkında bir şeyler fitnelerdi papağanına.
"Vakti geldi artık," derdi. "Geldi de geçti hatta."
Trout'un kuramına göre atmosfer yakında solunmazlaşacaktı.
Trout'a göre, atmosfer zehirli bir hal alınca Bill kendisinden bikaç dakika önce nalları dikecekti. Bill'e bu konuda takılır dururdu. "Ah, ah nerde o eski havalar, değil mi, Bill?" derdi, "Nefes almakta güçlük çekiyorsun galiba ha Bill?...
Komik lan papağan ile böyle konuşmak, bir insan daha ne kadar kaçık olabilir?

Dwayne'in ailesi hakkında bahsederken:

...Kusurlu bir çocuk doğurma makinesiydi, Dwayne'i doğururken kendi kendini otomatik olarak imha etti. Matbaacı da kayıplara karıştı. O da bir kayıplara karışma makinesiydi.
Bunu komik bulduğum için değil, daha sonra Dwayne delirince herkesi makine olarak görmesi ile bağlantılı olduğu için yazdım.

Biraz da sosyal mesaj:

...Tek bir düşüncenin dahi insanlığı kolera veya hıyarcıklı veba kadar kolay yıkabileceğini bilmiyordu. Uçuk kaçık fikirlere bağışıklığı yoktu Dünya'nın.
İnsanlığın kötü bir fikri kötü olduğu için reddedememelerinin sebebiyse, Trout'a göre şuydu: "Dünya'da fikirler dostluğun ya da düşmanlığın amblemleriydi. İçeriklerinin ne olduğu hiç fark etmezdi. Dostlar dostluğu vurgulamak için dostları ile aynı fikri paylaşırdı. Düşmanlarsa düşmanlığı vurgulamak için düşmanlarının fikirlerine karşı çıkardı.

"Ren geyiği duymasın sakın?"  dedi Harry.
"Siktir et Ren geyiğini," dedi Grace. Sonra ekledi: "Hayır, Ren geyiği duyamaz." Ren geyiği evdeki siyah hizmetçi için kullandıkları bir şifreydi. Ren geyiği o an epey uzakta mutfaktaydı. Harry ile Grace bütün siyah insanlar için aynı şifreyi kullanırdı...
Alakasız başka bir konudan bahsederken:
Midland City Polis Müdürlüğü ekseriyetle beyazlardan oluşuyordu. Ren geyiği avının serbest bırakılacağı güne sakladıkları yığınla hafif makineli tüfekleri ve 12-kalibrelik otomatik tüfekleri vardı, ki o gün mutlaka gelecekti...