Zamanı kontrol etmek fikri üzerine kurulu bir platform oyunu. Oyunu Tim olarak oynuyoruz. Lacivert takım, kırmızı kravat takan kızıl kafalı bir geek kendisi. Tim prensesini, “kendi yaptığı bir hatadan dolayı” kaybetmiş, biz de prenses peşinde koşturup duruyoruz işte.
Klasik platform oyunu, hikaye mario’dan beri pek gelişmemiş gibi dursa da bu oyun çok farklı. Bir rüya-masal dünyasını andıran grafikleri ve yine buna uygun seçilmiş müzikleri ve hikayesi ile yaratılan melankolik atmosfer… Her bölüm başında anlatılan hikayeler ile bölümlerdeki bulmacalar uyumlu. Seçimlerden bahseder mesela, ya bu yolu seçseydi, ya bu kapıyı açsaydı, ya bu sözü söylemeseydi nasıl olurdu?, bulmacaları bizim yaptığımız şeyi tekrar eden gölgemiz yardımıyla çözeriz , ama bu sırada biz bambaşka bir şey yapabiliriz.
Neyse iki yıl önce çıkmış zaten oyun, bütün oyun dergilerinden 100/100 puanlar almış, benim de burada oyunu daha fazla tanıtmam, kritik yapmam abesle iştigal olur. Anlatmak istediğim oyunun sonundaki twist ve bunun beni nasıl bir insan yaptığı? (evet bundan sonrası SPOILER – bir bulmacada takıldıysanız ve geçebilecek gibi durmuyorsanız, zaten bu oyunu oynamam diyorsanız veya spoiler filan beni bağlamaz, katili değil onun nasıl bulunduğunu merak ediyorum diyorsanız okuyun bence)
Puzzle parçaları toplayınca her bölümün bir poster’i açılıyor. Ama bu resimlerdeki karakterler bizim kızıl kafalı Tim’e hiç benzemiyor. Bu prenses peşinden koşma, hatayı telafi etme hikayesindeki ilk gariplik. Tim’i değil bütün insanlık adına (ahahaa) prensesi arıyoruz. Bu benim ilk düşündüğüm şeydi. Son bölüme kadar da bu şekilde devam etti. Bulmaca bölümleri zaten genel ilişki sorunları hakkında doğrudan hikaye ile ilgileri yok.
Son bölümün başında Tim’in diğer insanlardan farklı olduğundan, takıntılarından bahsediyor. Bölüm içinde ise prenses ile karşılaşıyoruz. Kendisini kaçıran “korkunç yaratığın” kollarından kurutulup kaçmaya başlıyor. O ekranın üst kısmında, biz aşağıda birbirimize kapıları açıp, hızlıca kaçmaya çalışıyoruz. Ama kapılarda bir gariplik var… Platformun sonunda prensesin odasında bir araya gelecekken, kapı kapanıyor, prenses içeride uyuyor. Bundan sonra zaman tersine akıyor. Yaptığımız bütün hareketler geriye sarılıyor, prenses uyanıyor, bizi görüyor, o üst platformda biz aşağıda koşuyoruz yine. Bir farkla, daha önce açtığımız kapılar, kaldırdığımız engellerin ne anlama geldiğini öğreniyoruz. Aslında engelleri kaldırmaya değil, prensesin yolunu kapatmaya çalışıyoruz. “Korkunç yaratık” aslında prensesi bizden kurtaran beyaz şövalye…